olay çok basit… ddb paris izlemiş fatboy slim’in weapon of choice’unu… hmmm demiş… müşteriye sunmuş… müşteri bayılmış… otel lobisinde sıkıntıdan uykuyla uyanıklık arasında süzülen walken’dan ayırmak için durumu, hugh jackman’a vermişler aystiyi.. ve dünyanın en bilindik etkisini gerçekleştirmişler… meşrubatımı içen insan yerinde duramaz, tavan yapar… o da içince etmiş dansını…alan memnun, veren memnu…tokyo’dan afiyetler…
“chatroulette” yani harbisinden “strangers in the night”
sonunda bu “chatroulette” hayatımıza lök diye oturdu… önüne gelen f9’luyor artık… yeni nesil random community… tam da istediğimiz gibi… akarı kokarı yok… üstümüze yapışmıyor, isim yok, kimlik yok…yani beğenmediysen gazla gitsin, herkes seni mansur ark zannetsin…
sosyal meralarda hödükleri, pipicileri teşhir edenler var… oraya buraya nasıl eğlendiklerini, nasıl taşak geçtiklerini basıp eğleniyorlar… kendi yağlarında kavruk kavruk gülüyorlar…tövbe çekip yine de iki meme görürüm diye gezenler var…çetruleti herkes kendi tadında, kendi algısında kullanıyor… karşıma ne gelir beklentisi… içinden ne çıkacak, önüme ne gelecek sorusu…bir nevi online kinder sürpriz yumurta… sonsuza uzanacak bir teşhircilik dürtüsü… kasıyorsa atıyorsun, sıradaki geliyor…
öncelikle şunu ekleyeyim… çetrulet çaktırmadan insanların kafalarında bir şeyi yasallaştırdı… önüne gelen herkesin, herşeyin fotosunu, videosunu alıp basmak, kullanmak…genel olarak insanların, özel alanlarından diğer insanların özel alanlarına sirayet ettiği bu kurguda, paylaşılan foto ve videolarda herkes kabak gibi ortada… mahremiyet ve internet diye kafiyeye bağlıyorum… pipili kameranın üstündeki 14’lük kızın teşhiri mubah mı?… peki ya sırf kendisini ve çevresini tatmin etmek niyetiyle karşısındaki insanın ismini, cismini, hatta e-postasını zart diye teşhir etmek… bu kalın soruyu sandalyemizin arkasına asıp, tiner yemiş boya kıvamında yavaştan incelelim efenim..
şimdi bu çetrulete girip, efendi gibi eğlenen, lay lay yapan masum arkadaşlar var… bunlar hâlâ yaşıyorlar…mesela şunun gibi…
doğal olarak troller ve onların göğüslerini gere gere “benim bokum bak nasıl kokuyor?” dürtüsüyle bastıkları videoları var… çoğunluğu “tits” diye bağırıyor… 2 meme için dünyayı deviriyor…
sabah akşam burada takılıp, milleti olabilecek her türlü naneyle şaşırtan profesyoneller var… şaşıran yüzleri toplayıp videoları “kuschelrock” gibi kompilasyondan kompilasyona koşturanlar bunlar…
her ortamda olduğu gibi bi de serbest stil yüzenler var… bunların olayı belli… karşılarına çıkan ve genelde 18 yaş altında olan, yanakları al al insan evlatçıklarına hayatlarının deneyimlerini yaşatmak… “hayatın bir daha eski gibi olmayacak” cümlesiyle 31 çekip, sadece ekran ışığıyla aydınlanan odalarında birasını yudumlayan şahıslar bunlar…pipisini mouse’undan daha fazla kullananlardan bahsetmiyorum sadece… pornografinin her türlüsü… yanlış anlaşılmasın…
mesela bu epik asılan adam iyi bir örnek… chatroulette’e taze düşenlerin ilk beş denemede karşılaşacaklarına garanti verdiğim bir görüntü… boş zamanında lynch’in çektiğini söylesem kendisi bile inanır belki buna…
(ayrıca ben de bu tarz eğlencelerin adamıyım diyen sıyrık arkadaşlara, kendi deneyimlerini hazırlamaları için, meşhur asılan adam’ın gifini hediye ediyorum…gidin, genç kız korkutun emi… şurada…)
bir de gooor moor olayının bokunu çıkarıp bayağı uçlarda takılanlar var… akıl almaz penetrasyonları ya da gavur evladının “gross” dediği videoların en kötü niyetlilerini teşhir edenler bunlar… örnek olarak poposunu balıkla terbiye eden şu insan evladının videosunu gösterebilirim…sansürlü videosu burada… sansürsüz haline katlanamayacak dev çoğunluğa saygı göstererek bunu koyuyorum… değerimi bilin…
(yok ben videodakini lafla anlamam…sansür mansür dinlemem… görmek isterim diyen arkadaşlara link bu… ille de diyorsan aç karnına tıkla…)
tabii ırkçılık da var çetrulette, hatta insanın gittiği her yerde… 1 jpeg + 1 videoyla özetleyelim… ilki “nazi vs. nigger” ekolünden… diğeri ise dini değerlere saldırı denemeleri… özünde başarılılar mı? halkımıza bırakıyorum bu sorunun derin cevaplarını…
peki ortamlar bu kadar sığ mı? e değil tabii canım… özal dönemi türkçesiyle özetlemem gerekirse; bir “mozaik” adeta… mesela benim bayıldığım bir kaptan var…cobra commander…tumblr’dan takip ettiğim bu arkadaş çetruleti efektif kullanan şahsiyetlerden… blogunu mutlaka ziyaret edin… izlenesi videolarından bi tanesini seçtim, buyrun…
milletimize de ayrı bir sayfa açalım… kendimizi zart diye belli ettiğimiz güzide bi mekan bu çetrulet… başka hangi millet gurbette karşılaşmaktan bu kadar mutlu mesut olur… hele ki birbirini gurbette hoplatmaktan bahseden ata sözümüz varken…
mazhar alanson’u da unutmayalım… benim şahsen yüzünü görmüşlüğüm yok ama twitvid’e koyduğu videolardan belli ki kendisi de çetrulet’li…
bu çetrulette sanat sepet yaklaşımlar da var… mesela şu arkadaşlar, şöhret yoluna giden ızdıraplı yolu buradan yakalarız diye böyle canlı canlı takılmış…
hadi bi de meslek icabı bakayım konuya… böylesine yankılanan ortamlar aslında markalar için enteresan fırsatlar oluşturabilir… mesela şuracıkta bi moleskin videosu var… marka yaptırmış yaptırmamış mesele değil… önemli olan nasıl kullanıldığı…daha eli yüzü düzgünlerini de görürüz 3 vakte kadar…
son olarak da şu efsane kedi jpeg’inin tadını çıkarın… bu çetruletin ilk meme’si benim bildiğim işte bu arkadaştı… yarın öbür gün sorarlarsa cevabımız cebimizde olsun…
daha fazlasını isteyenler, açsın cam’ini girsin çetrulete… yok ben sadece millet neler yapmış bol bol onu görmek istiyorum diyenler, buradan…sinatra ile veda edelim…
nokia, yakın geleceği nasıl algıladığı ve nasıl “evcilleştirdiği” ile ilgili bir video yayınladı… videonun özü, augmented reality’nin (halk arasında “ercüment rıyaliti”) nokia tarafından gündelik hayata nasıl yedirildiği… “bir kadın sabah uyanır ve biz onun gününü takip ederiz” şeklinde kaleme alınmış senaryoda, beyaz taytıyla kadın bağı reklamlarından transfer edilmiş bir bayan; penceresinden mesaj okuyabilmekte… gözlük takarak odasının tavanından bile bir takım verilere ulaşıp, kocasından mesaj alabilmekte ve karşılık olarak da onu smileylere boğabilmektedir…dışarı çıkıp yine aynı gözlükle güneşlenirken şarkılar türküler dinleyip, kocasıyla flörtleşip evliliklerini tazeleyebilmektedir…
daha önce de değinmiştim… bu tarz futuristik açılımların birkaç ortak çıbanı oluyor… örneğin insanlar sürekli yalnızlar bu gelecekte… bireyler evet, bu çok net…. ama yalnızlıkla birey olmak arasında ince bir çizgi varsa… yalnızlık eze eze geçiyor o çizgiyi… nedense…. hep birilerine bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar… hep beyaz giyiyorlar ve beyaz yaşıyorlar… ayrıca nokia videosundaki gibi yönetmenler bu videolarda ayağımız yere bassın, futuristik elementleri aşırı doz almaktan midemiz bulanmasın diye arkaya akustik tatlar serpiştiriyorlar… hem müzik açılıyor, hem biz gelecekten korkmadan yiyoruz kafamıza bu beyaz mesajları…
sonuçta, nokia’nın “mixed reality” adlı branded cümlesi; gözlük ve bilezikten ibaret gözüküyor olsa da, tüketicinin algısına “ben çalışıyorum, geliştiriyorum işte bişeyler” hissini veriyor … ne kadarı gerçekleşir, bekleyip göreceğiz… ya da biz retro videolara nasıl bakıp eğleniyorsak, işte o düzeyde izlenecek bir eğlence aracı olmaktan öteye gidemeyecek…buyurun seyreyleyin…
eylül ayı geldi, çattı… “bir ömür böyle geçti” tedirginliğinin bilinçaltındaki minik bir esintisi olan “yaza veda” partileri yavaştan mantar gibi türeyecek… sahil kenarlarındaki alkolize, üstü açık, sigara tüketilebilir mekanlarda cenaze sonrası gavur alışkanlığı gibi bi “sona eriş”, yemeyle, içmeyle taçlandırılacak… eylül ayının takvimdeki duruşunu değiştiren başka bir olay da “11 eylül”… global belleğe çakılan uçaklar ve yansımaları… şimdi yavaştan belgeselleri, komplo teorileri, halka uzatılan mikrofonları, amerikan toplumunun acınası bilinci gibi mevzular tekrardan hortlayacak, her türlü iletişim platformunda mesaj olarak akacak beyinlerimize… e tabii reklamcısı da boş durmayacak, gündemi koklayıp, yeniden ısıtıp verecek önümüze marka iletişimini… bu noktada yine aklıma düştü… bu “11 eylül” klişesini kullanarak yapılan reklamlar neydi diye… ufak bi arama-tarama yaptım… tabii bu liste sonsuz… genişletilebilir… “bas kuleleri, koy önüne uçağı” şahsen tasvip etmediğim bir yöntem… global hafızanın kafasında hem aşınmış hem de yarası beresi, 5000 hurafesi olan bi konuyu, doğrudan, dolaylı olarak ısıtıp belirli bir kreatif sosla servis etmek nedir… bu yemeği ben yemem, hazımsızlık yapar… yiyen de kaç kere yer…neyse.. dönelim ilanlara…en genci, wwf için yapılan “tsunami, 11 eylül’dekinden 100 kat daha fazla can aldı” söylemi olan ilan… ardından mesajlarıyla birlikte diğerlerini de sıraladım… benim favorim “humo”nunkiler…(humo serisinin devamı burada) … agresyonda son nokta… ilanlar doğrudur yanlıştır, işe yarar, yaramaz bu her zaman tartışma konusu ama yerinde yeller esen ikizlerin hala “ilahi okuyan hayko cepkin” tazeliğinde, deli gibi konuşturduğu apaçık ortada….
“The tsunami killed 100 times more people than 9/11.The planet is brutally powerful. Respect it. Preserve it.”
adfreak’de görünce daha önce burada, bu yalnız ama güzel blogda değindiğim bir iş geldi aklıma…hemen paylaşayım… türk tüketicisini 3g ile meraktan meraka koşturan, borazanlı, hidolu reklamların aşçısı meşhur Wieden + Kennedy, ps3’ün capon pazarı için “playface” yani güzel türkçeye “suratıma oyna” diye çevirebilceğimiz bir iş yapmış….
olay basit… millet oynarken götü başı nasıl oynuyor, yüzü nasıl şekilden şekle girerek mini karakter tahlili sunuyor, onu görmek… videolar akıcı, çat çat, cut cut kurgulanıp bizlerle buluşuyor… hatta bazı noktalarda oral erotizmin varlığından da dem vurabilir fakat o film bu film değil… devam edelim… ortalığı karıştıran şey şu… 2002 yılında “oyun oynayan insanları ben bi fotoğraflıyayım” diye yola çıkan ve bu projeyi bir sergiye dönüştüren Phil Toledano’nun “Wieden + Kennedy” benden çaktı açıklaması…olay yaratan açıklamada bahsi geçen iş şurada… 2 fotosu da altta…
beni deli gibi takip edenler bilirler… vakti zamanında robbie cooper’ın “immersion” adlı videosunu paylaşmıştım şuracıkta… belgesi de burada….
bunu izleyince işler boyut kazanıyor… ortada aynı fikri kovalayıp uygulamaya dönüştüren 3 ayrı proje var… ikisi sanat sepet adına… sonuncusu ise para adına… Wieden + Kennedy benim işimden çaktı diyen toledano kadar, cooper’ın da sızlanması gerekmez mi?… sonuçta fikri ilk zikreden toledano ama cooper da videoya dönüştüren şahıs… bıkmadan usanmadan (bin laden) her fırsatta söylediğim “reklamcının ortak aklı” mı yoksa yine bu? karar yüce türk milletinin…